El ense uzanmış, yatıyor, keyif sürüyor dağarcımdaki kelimeler…nasıl gıcık oluyorum şu sıralar bilemessiniz…yaw bıkkınlıkta yok ama olmayınca olmuyor demek ki…beynimin kıvrımlarına düşüyor bir şimşek ” amanııınnn kalk kızım kalk, hemen yaz” diyorum ama nafile…anında görüntü nakavt…alıcımın ayarlarıyla da oynamıyorum ama sanırım uyduda sorun var…ben mi uzay boşluğuna yolluyorum, yoksa fezadan bana mı ışınlanıyor, akıyor, yağıyor anlamış değilim…bu aralar gerçekten sorun var bende..enerjim damat halayı çekiyor…üç ileri, üç geri sonra da şak şak el şaklat…bütün çakralarım tıpa yemiş gibi…kendimi baharın kollarına da atamıyorum..bahar mahar ama o da bir garip günlerdir…grip olmuş gibi bir hal var üzerinde…ne kadar güneş olsa da tir tir tiriyor ve de titretiyor..bir soğuk ki sormayın..yani buralar böyle sizin oraları bilemem
Kendime türlü türlü bahaneler arıyor gibi bir halim mi var, ne dersiniz..ordan çok mu belli oluyor? valla sadece sorunun ana kaynağını arıyorum..dürttükçe ortaya çıkar diye düşünüyorum…uydu, uzay, halay, çakra , bahar…!? kalmadı başka kurcalayacak etiket…Yalınayak kaldı bütün sözcükler..ne beceriksiz kadınım; ne çorap bırakmışım ne kundura…kendimi okulunu asmış haylaz, yaramaz öğrenci gibi görmeye başladım…hatta gözlerimi şaşı yapıp aynada aksime öyle bakıyorum ki; daha bir motive olayım diye yeni halime…blog dostlarımı da ihmal ettim epeydir..ama bilmiyor ki kimse çok tembel oldum ben çoook…bu yazımda herşey gün yüzüne çıkar da az çok halimden anlarsınız diye yazılıyor zaten şuan…
saldım kendimi bir boşluğa
arada halay çekiyorum bir başıma uzayda
fezada çakra makra işlemiyormuş
çekiyormuş Amerikan uyduları ne var ne yoksa
benim baharlarım tenimi değil gönlümü ısıtıyormuş da yine de ümitsiz vak’a değilmişim onuda sıkıştırayım dedim araya…
Aklımı kaldırdım kışlıklarla beraber dolap aralarına
ondandır bu acayiip yazının blogu güncelleyip dostlara çelme pardon rss atması!…
arada kaçık olmak yakışıyor benim cümlelerime
şimdilik güncelleniyor aklım…introyu geçmeyi aklınızdan geçirmeyin, yüklenecek en kısa zamanda dağarcığım…bakalım o zaman ne düşecek yolumuza?…


Yalnızlık eski bir sandıktır tavan arasına itilip kakılmış…toza bulamaktır elini, yüzünü de kilidini hep gizlemektir komodinin sağ alt çekmecesinde…gecesi zifir; gündüzü süzme ışıktır eskimiş yüzüne düşen…en çok sevilen ama yüzüne hiç bakılmak istenmeyendir…korkudur…ve bazen ayak sesidir yalnızca beklediği…duyduğu bütün seslere küsen sabır aynasıdır sahibine…
İstanbul, Ankara, İzmir derken; Bursa’da da nihayet blog yazarlarımız buluşuyor…Yaklaşık 1hafta önce blograzzi forumda bununla ilgili konu açan ve organizeyi üstlenen arkadaşımız 
Yeni bir MİM olayı daha…Sevgili arkadaşım
(şaka tabii)
Mola verdik hüzünlere….sıra geldi içimize çektiğimiz çiçek kokularını bir solukta yaymaya…hava süpeeer, ben süper; e daha ne olsun!…kış uzun geçti gönlümde, hiç sormadan hesapsızca yağdı üzerime…arada buz kesti yüreğim, acımadım kendime… körebe oynadım bir müddet; elim kolum kanadı vurupta kaçtıkları anlarda…saklambacı sevemedim; ebe olmak yormuştu beni karda, tipide, fırtınada…. Sabır bir hediye bıraktı kapıma; bahar gülümsüyordu karşımda…ve beni doyasıya sardı sarmaladı.’’yaşa’’ dedi beni doyasıya…
Gerek yok çayır çimen gezip aramaya bulmaya…seyyah olmaya yok hacet!…zaten ilk bindiğimiz otobüs indirmemiş miydi bizi vakitli, vakitsiz yalnızlar durağına…bu ‘’yalnızlık’’ arabesk cümlelerin yakıştırdığı öksüz değil, yetim hiç değil….herkesin tek bir sahibi var; bazen dalıp gitsek de bu dünya aleminin içine…O her daim yüreğimizin içinde bir ses, bir anımsama bekler yalnızca….unutmaya ne hacet!
Şaziye bana bakıyor ben Şaziyeye (benim pc)…Yüksek Sadakat inde yeni albümü çıkmış…kulaklarımı da bayram ettiriyorum bir yandan…keyfimde gıcır…bir yandan balkon kapısından içeriye hoppadanak giren ılık bahar rüzgarıda dolanıyor etrafımda…her şey tamam da bir İlhami yok piyasada…yok benimki peri falan değil…öyle aklı estimi kulağıma bir şeyler fısıldayan içsesim işte…suretsiz ama suratsız hiç değil 

Son Yorumlar