Gerek yok çayır çimen gezip aramaya bulmaya…seyyah olmaya yok hacet!…zaten ilk bindiğimiz otobüs indirmemiş miydi bizi vakitli, vakitsiz yalnızlar durağına…bu ‘’yalnızlık’’ arabesk cümlelerin yakıştırdığı öksüz değil, yetim hiç değil….herkesin tek bir sahibi var; bazen dalıp gitsek de bu dünya aleminin içine…O her daim yüreğimizin içinde bir ses, bir anımsama bekler yalnızca….unutmaya ne hacet!
Duygular bulur elbet yolunu…bazen sıkışsa da yüreğin bir köşesine…sabır girer devreye…korkutmadan, ürkütmeden sinersin bir köşeye, beklersin gece örtecek üstünü güneşle ve her umut mutlaka doğar yeni bir günle…kaybettiklerini, kazandıklarının yerine koymadan dolmayacak testin…bu kez savurmadan, israf etmeden damla damla akıtacaksın yoluna….
Kaybetmek her doğanın alnına yazılmış…ki…bilemezdik elimizdekilerin kıymetini…sabrı yanına yaren eylemiş Mevlam, yalnızlık dokunmasın yüreğimize diye…
Alın dediğin bir karış, yazısına razıyız!…
Ömür dediğin üç vakit, ölüp ölüp dirilmeden yaşamalıyız…
Gün olur gözyaşı değer üstümüze
Lekesi kurumadan dermanı elbet gelir yerine
Yarene sırtımızı dönmedikçe
Yürek sıkışıp kalmaz hiçbir köşede…
Unutmamak lazım ömrün dört mevsim içinde döndüğüne
Kah eylül kokusuna bulanır, savruluruz rüzgarıyla
Kah tipiye tutulur donarız kimsesizliğin soğuk teninde
Sabrın sonunda açar bahar çiçekleri, Nisan yağmurlarıyla yıkanıp yeni bir umut doğar gönül bahçesine, meyva verince bütün dallar, beslenir ve büyür haziran akşamlarının ılık gölgesinde…
Ömür ilk durakta aldı gardını…ilk defa o zaman terkedilmiştik…acemiydi henüz küçük ellerimiz, toydu yüreklerimiz…ne zaman sürüldü ağzımıza acı, o zaman anladık balın tadını…yaş gelmese de yolun yarısına, ödevler birikti, biten her dersin sonrasında…
Dört Mevsimin Tozuna Bulanmadan; Kavuşmak Yok KENDİMİZE!…
emelSen


25 Nisan 2008 saat 22:13
çok güzel yazmışsın.
inan herkes kendini bulur biryerlerde. Yüreğine sağlık.
Not: Bu blog dünyasında öylesine iltifat ve adet olsun diye güzel yazmışsın derler ya. Ben blogcu değilim. Bu tarz sitem de yok. Ama çok güzel yazmışsın. İlköğretim türkçe ve edebiyat kitaplarına da girecek cümlelerin var.
Tebrikler sana. Bütün gönlümle seni destekliyorum.
Sevgilerimle.
26 Nisan 2008 saat 12:03
Emek sarf ediyorsunuz, alın teri döküyorsunuz, bin bir zahmetle gönül bahçesinizden derliyorsunuz kelimeleri, bir araya getiriyor, cümle şekline sokuyor, yazıyorsunuz göz nuru dökerek,
Akıllandık!…)
sonra bu pc veya internet dediğiniz canavar bir çırpıda yutuveriyor bebeğinizi.
Nasıl insanın morali bozuluyor.
Neyse!…
O canavar ise, biz ondan canavarız…
Yazarız yenisini ve kaydederiz göndermeden önce…
Bu gün,
yine karıştırmışsın okuyucularının kafasını.
Yine yazının altından girip,üstünden çıkmışsın…
Kelimelere olmadık taklalar attırmışsın, yazıyı gizemlerle boyayıvermişsin.
Eminim,
şimdi bir köşeye çekilmiş,
kıs kıs gülerekten Şaziye ile birlikte,
yorumcuların şaşkınlıklarını,çaresizliklerini cümlelerine yansıtmalarını bekliyorsunuzdur.
Ben,
öyle derinlemesine dalmayacağım konuya da,
sadece bir iki noktaya parmak basacağım.
Şair şiirinde belirlemiş ya ortasını ömrün,
35 e zirve diye bayrağı dikmiş ya, haksız da sayılmaz hani.
O yaşa kadar bir amansız tırmanışı yaşıyor insan, sonra da masum masum inişlere başlıyor.
Bu 35 yaş, sene-i devriyesi bence ömür dört mevsiminin.
Tüm mevsimleri, hayatın tüm aktivitelerini bu yaşa kadar öğrenebiliyor ancak insan.
Yağmurları, karları, bulutları, soğukları,rüzgarları,çiçekleri,böcekleri,yeşili,güneşi,denizi,yakamozları,yıldızları,dalında kuruyan yaprağı,hüzünü,tebessümü,vs,vs, her bir şeyi ancak o kadar zamanda tanıyabiliyorsun…
Sonra,
mevsimleri yeniden yaşamaya başlıyorsun ama,bu kez tecrübe kazanmış oluyorsun, bağışıklığın oluyor her bir iç ve dış etkiye karşı.
Daha bir dirençli oluyorsun.
Zaten,
yol da inişe meyletmiştir,aheste aheste yürüyüp gidiyorsun.
Hani,
seni o ilk yanlızlık durağında indiren otobüs vardı ya,
onun şoförüne de, gülümseyerek el sallıyorsun.
Ona ihtiyacın yoktur artık,hayatın kestirme yollarını öğrenmişsindir zira.
Tek üzüntün,
bagajda unuttuğun gençlik hayallerin,delice sevdaların ve gerçekleşmesi asla mümkün olmayan ümitlerinedir.
Yordun yine bizi…
Bilmem hala gülümsüyor musunuz Şaziye ile…
27 Nisan 2008 saat 12:18
Abla gene harikalar yaratmışın! senin şiirlerini okudukca lise döneminde kız arkadaşıma yazdığım şiirler geliyor aklıma!
umarım gönlün hep şen olur ablada, sıkıntı yer etmez gönlünde. 
28 Nisan 2008 saat 10:04
Bir kafa tutuş olsa da, hayata…yine de sızısı var.
Çok ama çok güzeldi.
Günaydın bir de
28 Nisan 2008 saat 21:01
yaş gelmese de yolun yarısına, ödevler birikti, biten her dersin sonrasında…
(yaş geçince yolun yarısını zayıflar çoğaldı kaçtığımız her sınavın sonunda ;bu da kendime
))..aşkım…bi tanem inciler döktürmüşsün yine…..bloğunu oyladım.öneri ,mailime gelmiş…sonuçtan haberdar et beni.