Yalnızlık eski bir sandıktır tavan arasına itilip kakılmış…toza bulamaktır elini, yüzünü de kilidini hep gizlemektir komodinin sağ alt çekmecesinde…gecesi zifir; gündüzü süzme ışıktır eskimiş yüzüne düşen…en çok sevilen ama yüzüne hiç bakılmak istenmeyendir…korkudur…ve bazen ayak sesidir yalnızca beklediği…duyduğu bütün seslere küsen sabır aynasıdır sahibine…
şarkılarda avaz
aşıkta yoldaş
maşukta iki bilinmeyenli denklemdir…
yazana yaren
yazdırana muğberdir…
bir otobüs camında,yatağın bir ucunda, sessiz kaldıramların soğuk kollarında rastlamak mümkündür….ve her beşerin mutlak ”vardır” dediği yüreğinin odalarında…oysa odalar kaldı hep alt katlarda….onun yeri yüzüne bakılmayan, terk-i tavan arasında…yürek hanesinin yüzü yıldızlara ve umuda çalan gri mavi bakışlarında….
satsan beş para etmez!… Devamını okuyun »

Gerek yok çayır çimen gezip aramaya bulmaya…seyyah olmaya yok hacet!…zaten ilk bindiğimiz otobüs indirmemiş miydi bizi vakitli, vakitsiz yalnızlar durağına…bu ‘’yalnızlık’’ arabesk cümlelerin yakıştırdığı öksüz değil, yetim hiç değil….herkesin tek bir sahibi var; bazen dalıp gitsek de bu dünya aleminin içine…O her daim yüreğimizin içinde bir ses, bir anımsama bekler yalnızca….unutmaya ne hacet!



Son Yorumlar