Şub 24
![]()

kendimi dar ağacına götürüp duygularımı bir söğüt ağacına asacağım…
sonrasında ağıtlar yakacağım…
yüzüne bakılmayan kızgınlıklarımı
hesaba katılmayan kırgınlıklarımı
zahmet buyurmayanların adına feda edeceğim….
tamamen kişisel…!
kavgam da
karmaşam da
yalnızlığım da….
gölgem eşlik ediyor yalnızca bana
bütün suretler yabancı ve yalancı sabahlarıma
Otuzumda titriyorsa ellerim
çizgilerim erken mesken tutmuşsa yüzüme
neyleyim
hak yok…! naz ve niyaza
kendime yalan söyledim
kimseden duymadığım kadar
üstüme aldım bütün taksiratı
ne ah var ne sitem
tamamen kişisel…!
emelSen


24 Şubat 2008 saat 20:44
kişiselleşen hayatta duyguları genelleştirmek çok güç. sitem var dolu dolu. hangi birini kime etsen. neye değiyor yaptıkların hangi bir gün ardında yaptıklarının izi çıkıyor karşına. hangi yürekli sağol diyebiliyor sana. bırak bir ricayı, emrediyor hayat gibi sana. yazıklar olsun nankör ruhlulara ve yazıklar olsun akıllanmayanlara..
yüreğine sağlık…
24 Şubat 2008 saat 22:28
Ben de bireyselleşmek istiyorum. Konumuzla alakası yok ama öyle işte.
25 Şubat 2008 saat 13:00
Eskiden,
hatıra defterlerimiz vardı hani…
Duygularımızı, düşüncelerimizi, öfkelerimizi,acılarımızı velhasıl insanlarla paylaşamadığımız, kendimize özel her şeyi, ona yazar,onunla paylaşırdık.
Sırdaşımız,dert ortağımızdı ama,
özenle, güvenle sırrımızı muafaza etmekten başka da bir becerisi yoktu hani…
Ne bir söz söyler, ne bir kelime yazı yazardı.
Teselli veremez, yol gösteremez, bizimle beraberce ağlayıp gülemezdi…
Ama yine de borcunu, hakkını ödeyemeyiz onun,değil mi?
Şimdi,
başka sayfalarımız var içimizi döktüğümüz…
Bu sayfalar, yorum köşelerinde dökülen çokça kelime sayesinde,
bizlere karşılık verebiliyor,
paylaşmak istediklerimizi paylaşabiliyor,
bazen teselli veren, bazen de yol gösteren olabiliyorlar…
Tanımadığınız, bilmediğiniz, hatta varlığından bile haberdar olmadığınız birileri ile,
belki de sizin gibi düşünen, sizin gibi duygulanan, sizin gibi hisseden birileri ile,
gerçek hayatta insanlarla paylaşamadığınız bir çok şeyi,
sadece kelimeler aracılığı ile paylaşabiliyorsunuz.
Duyguları, kelime şekline sokabilme becerisini gösterebiliyor,
aynı yöntemle karşılığını alabiliyorsunuz…
Güzel bir şey bu…
Emelsen'in yaptığı gibi,
hayatımızın anlarında,
kısacık zaman dilimlerinde,
içimize biriken hüzünleri,öfkeleri,acıları,mutlulukları,
kelime şekline dönüştürüp,
şiir güzelliğinde insanlarla paylaşabilmek ne güzeldir.
Mutfakta bir şey doğraken elinizi kestiniz,canınız mı yandı?
Yağan yağmur veya karın ıslaklığından kaçıp,
bir saçak altına sığınan bir serçe gördüğünüzde hüzünlendiniz mi?
Bir haksızlığa uğradığınızı düşünerek, öfkelere mi kapıldınız?
Bir küçücük elin yüzünüze değen sıcaklığı ile,
içinizde bir şeyler mi kıpırdadı?
Soğuk kış gecelerinde,
yiyecek aşı, ısınacak yakacağı bulunmayan insanları düşünüp,
acıma duygularınız mı kabardı?
Alın ele kalemi, ya da geçin klavyenin anne ninnisini hatırlatan tıkırtıları karşısına,
emelsen misali yazın…
Faydasını göreceksiniz….
İlk bakışta bir hüzün şiiri gibi gözükse de,
bence sadece hayattan küçücük bir kesit bu okuduğumuz şiir…
Güzel bir anlatım,
güzel bir sunum…
İyi bir öğretmen,başarılı bir ders…
tebrikler…
25 Şubat 2008 saat 14:42
Okudum, bir daha okudum. Altına adımı ekleyesim geldi. O kadar sevdim..Kalemine, yüreğine sağlık.
6 Mart 2008 saat 09:07
Güzel olmuş.